İDEAL ÖĞRETMEN

GRIRORY PETROV
Yayına Hazırlayan: Selim GÜNDÜZALP
Prof. Dr. S. A. Rainski’nin öğretmen ve öğrencilere örnek olacak gerçek hayat hikayesi…

Kitap; bir boyutuyla bir eğitim kitabı, bir boyutuyla Rusya’nın belli bir dönemine ışık tuttuğu için bir dönem kitabı, belli bir idealist eğitim felsefesini açığa vuran boyutuyla da bir idealizm kitabı…
Bir dönem kitabı; 20. yüzyılın arefesindeki bir Rusya’da toplumun üst kesimleri ile alt kesimleri arasında nasıl bir mesafenin mevcut olduğu bu kitapta gayet net ortaya konuyor.

Bir eğitim kitabı; Kitabın eğitim adına yaptığı en önemli katkı, kanaatimce, eğitimin hedefinin soyut bir idea gibi sürekli yükseklere bakarken asıl eğitilmesi gereken halk içindeki insanların unutulmasının yanlışlığını vurgulamasıdır.
Bir idealizm kitabı; Üniversitede çok ünlü bir matematik profesörü olan kitabın kahramanı, kendisinden hiç beklenilmeyen bir kararla üniversiteden ayrılır, bildiği bir doğruyu hayata geçirmek uğruna, kendi menfaatlerinden vazgeçmeyi ve döneminin hâkim anlayışının tersine hareket etmeyi başarır. Ona bu gücü veren, hiç kuşkusuz, iradesi ve ideal sahibi oluşu ve tabii aynı zamanda yetkinliğidir.

Eğitimle ilgili olarak kitapta vurgulanan bir başka önemli boyut;


Küçük yaştaki çocukları eğitme durumunda olan öğretmenlerin ortalama bir üniversite hocasından bile daha bilgili ve yetkin olması gerektiğidir.
Bu iki noktada önemli; birincisi, eğer çocuklar keşfedilmeyi bekleyen bir hazine ise, olabilecek en erken yaşta bu keşif yapılmalı ki, çocuğun istidadı en yüksek seviyesine çıkarılabilsin. İkincisi ise küçük yaştaki çocuklara eğitim verirken yapılacak bir hata, onların kişiliği, öğrenme hevesleri, ahlâkı ve manevî gelişimleri üzerinde kritik ve bir o kadar da telafisi zor sonuçlar doğurur.

......

Bir eğitimci olarak Raçinski, gerçekten usta bir sanatkârdı. Onun dersleri, başkalarının yaptığı gibi, bir takım kuru ve cansız anlatımdan ibaret değildi. Ruh ve fikir dünyası daima canlı, ders sunumları da çok zevkli ve heyecanlı idi. Öğrencileri, onun verdiği bilgilerden yararlanmakla kalmaz; bu büyük insanın akıl ve mantığından süzülen fikirlerin derinliğinden ve ortaya koyduğu ispatlarının gücünden de, ayrıca bir zevk alırlardı. Derslerini izleyenler, kâinatın eşsiz güzelliğini, yaratılışın olağanüstülüğünü ve insan dahil bütün varlıklar arasındaki birlikteliğin ahengini, Matematik hesap ve denklemleriyle görmek ve öğrenmekten büyük bir coşku duyarlardı.

Raçinski kendisini bu fikrinden vazgeçirmeye çalışanlara karşı;

“Beyler! Hata ediyorsunuz! Ben sizin sandığınız gibi, engin bilgilerimi ve büyük yeteneğimi fırlatıp uçuruma atmaya gitmiyorum. Ben bu bilgilerimle halkın arasında gizli kalmış yeni yetenekleri keşfetmeye, onları bulup çıkarmaya gidiyorum.
Hepiniz çok iyi bilirsiniz ki, toprağın altından petrol çıkarmak isteyenler, yeryüzünü delerler. Bazen de bu işi yaparken çok derinlere kadar inerler. Bu amaç uğrunda çok paralar, çok emekler harcarlar...
İşte ben bugün, milletin ruhunun derinliklerinde binlerce yıllardan beri gizli kalmış olan büyük yetenekleri bulup ortaya çıkarmak için köylere gidiyorum. Hepiniz bilirsiniz ki, dünyaya gelen kedi ve köpek yavrularının gözleri ilk günlerde kapalıdır. Bunlar hiçbir şey görmezler. Yavruların gözleri yavaş yavaş ve sonradan açılır.
Toprağımızın içinde zengin madenler vardır. Yalnız, bu madenler çok defa yerin derinliklerinde bulunur. Bir kısım gayretli ve çalışkan insanlar onu yeryüzüne çıkarmak için ümit ve sebatla çalışıp, derin kuyular kazarlar. Dünyamızın manevî zenginlikleri de bunun gibidir; halkımızın ruhunda gizlenen servetler de böyledir. Kömür, tuz, demir kendi kendine yeryüzüne çıkmaz. İnsan, yeri kaza kaza onları meydana çıkarabilir.
İşte ben de, halkımızın akıl ve vicdanında gömülü ve gizli olan kıymetli cevherleri meydana çıkarmak için doğduğum köye gidiyorum.
O zamanlar genç bir Jeoloji bilim adamı olan ve daha sonraları da dünyadaki en seçkin üniversitelerin pek çoğunda ders veren Pavlof isminde bir kişi, Prof. Raçinski’nin sözlerine şöyle itiraz etti:
“Sayın Profesör! Sizin gerçek yeriniz maden kuyularında değildir. Siz, kariyeri belli, usta bir mühendissiniz. Sıradan bir maden işçisi değilsiniz. Şu atalar sözünü size hatırlatırım: ‘Büyük gemiler, büyük seferler yaparlar.’ Siz, yolcuları bir nehrin kıyısından diğer bir kıyıya taşıyan küçük bir sandal değilsiniz. Siz okyanusları aşabilecek büyük bir transatlantiksiniz.

KENDİLİĞİNDEN YETİŞEN ELMASLAR


Raçinski’nin okulunda her gün birtakım oyunlar oynanırdı. Fakat bu oyunlar sadece futbol türünden ayakla oynanan oyunlar değildi. Bunlar bir çeşit beyin ve zihin sporlarıydı. Teneffüs ve dinlenme zamanlarında çocuklar, öğretmenlerinin etrafına toplanırlar, Matematik profesörü onlara Matematikten bazı problemler sorardı. Problemi sorduktan sonra:
“Şimdi, bakalım hanginiz daha önce sonucu bulacak?” diye, onları düşünmeye, problemleri zihnen çözmeye özendirirdi. Eğer sorduğu sorunun birkaç yoldan çözümü mümkün ise, her çeşit, çözüm yollarını tartışıp, bunların içinden, en kısa yolun hangisi olduğunu öğrencilerine gösterirdi.
Profesör Raçinski öğrencilerine ruhlarında yer edecek bazı güzel ve ahlâkî sohbetleri yapmaktan da geri durmazdı.
“Bazı kimseler küçük servetlerle yetinirler. Halbuki çok fazla kabiliyet sahibi olanlar, çok düşünmek ve çok çalışmak sayesinde çok daha fazlasını kazanabilirler. Yalnız her konuda olduğu gibi bu konuda da bir antrenman, bir ön hazırlık gerekir. Örneğin insanın bedenini güçlendirmek için çeşitli egzersizler yapılır. Kas ve adalelerini güçlendirmek için özel antrenmanlar olur da, insanların aklını, kalbini, ruhunu ve duygularını güçlendirmeye özgü çalışmalar neden olmasın ki?”

Raçinski, köy okulunun programına öğrencileri ruhî yönden güçlendirme egzersizleri de koymuştu. Yeri geldikçe öğrencilerine şöyle sesleniyordu:
“Bir kimse sana vurduğu zaman, öfkelenip sen de intikam almak için ona vurmak istediğinde kendini kaybetme. Yalnız düşmanına karşı değil, kendi nefsinin arzularına karşı da sağlam dur! Bir suçlama ile karşılaştığın zaman bile kendine hâkim olmayı bil!..
Kendinize zarar verecek alışkanlıklar edinmeyin! Çünkü bir insanda bir alışkanlık kökleşti mi, o insan artık o alışkanlığın kölesi olur. Sizler hiçbir kimsenin ve hiçbir şeyin kölesi olmayın!

Bir kötülük yaptığınıza inanıyorsanız, bunu kendi kendinize itiraf etmekten ve bunu telâfi etmekten çekinmeyin. İleriki yıllarda sizi utandıracak şeylerden şimdiden uzak durmakla manen güçlü olun.

Askerlerin kahramanlık ve cesaretini herkes beğenir ve takdir eder. Kutsal sayılan şeyler için hayatını tehlikeye atan insanlara da kahraman denir. Fakat kahramanlık tamamen bundan ibaret değildir. İnsan hayatında bir de ahlâkî kahramanlık vardır. Utanmayı bilmek de insan için bir kahramanlıktır. Cesur ve güçlü bir insan olmanız gerekir. Bunu da, erdem ve ahlakınızı koruyarak gerçekleştirebilirsiniz.
Siz güçlü ve kuvvetli olunuz! Daha sert olsun diye demircilerin kızgın demiri dövdükleri ve suya soktukları gibi, siz de her zaman iradenizi güçlendirin! Kendinizi öyle basit işlere kaptırmayın. İradenizi ve ahlâkınızı sakın boş bırakmayın. Bu yolda, gereken egzersizleri yaparak duygularınızı en olumlu işlerle meşgul edin.

 

 
 
 
İGEDER - İstanbul Gönüllü Eğitimciler Derneği - Bulgurlu M. Libadiye Cd. No: 46/8 Şafak Ap. Üsküdar/ İstanbul
Tel: 0216 546 10 03 - Fax: 0 216 546 10 02 E-posta: bilgi@igeder.org.tr
© İstanbul Gönüllü Eğitimciler Derneği 2007
Web design İLAM Blilişim- Sami Kaya